İçeriğe geç
ACY HUKUKHukuk ve Danışmanlık

13. Yargı Paketi 2026: Son Durum, Nafaka Değişikliği, İnfaz Tartışmaları ve Mevcut Davalara Etkisi

Av. Aziz Can YıldızYayın tarihi: Güncelleme:

Adalet terazisi, hâkim tokmağı ve kanun kitabı

13. Yargı Paketi, özellikle devam eden davaların ne zaman sonuçlanacağı, boşanma ve nafaka hukukunda değişiklik yapılıp yapılmayacağı, kira uyuşmazlıklarının daha kısa sürede çözüme kavuşup kavuşmayacağı ve ceza infaz sistemine yeni bir düzenleme getirilip getirilmeyeceği bakımından kamuoyu gündeminde en çok merak uyandıran konuların başında geliyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in paketin ekim ayında Meclis gündemine geleceğine ilişkin açıklaması da beklentileri artırmış durumda.

Ancak bir düzenlemenin gündemde olması, üzerinde çalışılması veya kamuoyunda tartışılması ile kanunlaşması aynı şey değildir. Bu nedenle 13. Yargı Paketi hakkında değerlendirme yaparken resmî açıklamaları, Anayasa Mahkemesinin kararlarını, siyasi talepleri ve basında yer alan beklentileri birbirinden ayırmak gerekir.

13. Yargı Paketi çıktı mı? Güncel hukuki durum nedir?

13. Yargı Paketi’ne ilişkin en önemli soru, düzenlemenin hangi aşamada olduğudur. Çünkü vatandaşın hukuki durumunu değiştirecek olan, yalnızca paketin hazırlanması veya Meclise sunulacağının açıklanması değil, kabul edilen kanun metni ve bu metnin yürürlük hükümleridir.

Akın Gürlek, Adalet Bakanlığı görevine atandıktan sonra yargı hizmetlerinin hızlandırılmasını öncelikli çalışma alanlarından biri olarak açıklamış ve yeni yasal düzenlemelerin ekim ayında Meclis gündemine geleceğini belirtmiştir. Bakanlığın açıklamalarında ticari davaların uzaması, işçi-işveren uyuşmazlıkları ve yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması gibi konular da öne çıkmaktadır.

Bununla birlikte, bir kanun teklifinin Meclise sunulması, ilgili komisyonda görüşülmesi, Genel Kurulda kabul edilmesi, yayımlanması ve yürürlüğe girmesi ayrı aşamalardır. Bu aşamalar tamamlanmadan vatandaşların hak ve yükümlülüklerinin değiştiğini söylemek mümkün olmaz.

Bu noktada 12. Yargı Paketi ile 13. Yargı Paketi de karıştırılmamalıdır. 12. Yargı Paketi olarak bilinen düzenleme, 7589 sayılı Kanun olarak 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu kanunla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda değişiklikler yapılmıştır.

13. Yargı Paketi’ne ilişkin ise bu yazının güncellendiği tarih itibarıyla Meclise sunulmuş bir kanun teklifi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bugün için dikkat edilmesi gereken temel husus, haber başlıklarından ziyade TBMM’deki teklif metni, komisyon raporu, kabul edilen kanun ve Resmî Gazete’deki yayım bilgileridir.

13. Yargı Paketi’nde hangi düzenlemelerin yer alması bekleniyor?

Kamuoyuna yansıyan haberlerde ve resmî açıklamalarda çeşitli başlıklar öne çıkmaktadır. Ancak bunların tamamının pakete alınacağı veya aynı içerikle yasalaşacağı kesin değildir.

Yargılamaların hızlandırılması

Adalet Bakanının açık biçimde dile getirdiği hâliyle yargı paketi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmasını hedeflemektedir. Uzun süren hukuk davaları, ticari uyuşmazlıklar, işçi-işveren davaları ve adalete erişimde yaşanan gecikmeler bu çerçevede değerlendirilmektedir.

Yargılamaların hızlandırılması, yalnızca duruşmalar arasındaki sürelerin kısaltılması anlamına gelmez. Tebligatların zamanında yapılması, bilirkişi raporlarının gecikmemesi, mahkemelerin iş yükünün dengelenmesi, dosyaların uzmanlaşmış mahkemelerde görülmesi ve kanun yolu süreçlerinin etkin işlemesi de bu hedefin gerçekleşmesi için önemlidir.

Bununla birlikte, hızlandırma amacıyla yapılacak düzenlemelerin başta savunma hakkı olmak üzere delil sunma imkânını ve hukuki dinlenilme hakkını zayıflatmaması gerekir. Bir davanın kısa sürede sonuçlanması kadar, davada maddi gerçeğe ulaşılması ve doğru, adil bir kararla sonuçlanması da önemlidir.

Anayasa’nın 36. maddesi hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını, 141. maddesi ise davaların mümkün olan süratle ve en az giderle sonuçlandırılmasını düzenlemektedir. Bu iki ilke birlikte değerlendirilmelidir.

Boşanma davaları ve aile hukukuna ilişkin düzenlemeler

Boşanma davalarının uzun sürmesi; özellikle geçici nafaka, çocukla kişisel ilişki, velayet, mal paylaşımı ve yargılama giderleri bakımından taraflar üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Kamuoyundaki beklentiler arasında aile hukukuna ilişkin süreçlerin daha hızlı ve öngörülebilir hâle getirilmesi de bulunmaktadır.

Bununla birlikte, boşanma davalarının hangi yöntemle hızlandırılacağına, hangi usul kurallarının değiştirileceğine veya devam eden dosyaların nasıl etkileneceğine ilişkin kesin değerlendirme yapılabilmesi için kanun metninin görülmesi gerekir. Bir boşanma davasının daha kısa sürede sonuçlandırılmasını amaçlayan düzenleme, tek başına her davanın belirli bir süre içinde biteceği anlamına gelmez. Dosyanın kapsamı, tarafların iddiaları, delillerin toplanması, bilirkişi incelemeleri ve kanun yolu başvuruları süreyi etkileyebilir.

Nafaka düzenlemesi: Anayasa Mahkemesinin kararı ne anlama geliyor?

13. Yargı Paketi hakkında en fazla merak edilen konulardan biri yoksulluk nafakasıdır. Bu tartışmanın önemli bir hukuki dayanağı vardır: Anayasa Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresine ilişkin iptal kararı.

Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli ve E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Karar, 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Mahkeme, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu karar nafaka hukukunda önemli bir gelişmedir; ancak sonuçlarını doğru anlamak gerekir.

Öncelikle, “süresiz nafaka tamamen kaldırıldı” demek bugün itibarıyla hukuki durumu doğru yansıtmaz. İptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarih ertelenmiştir. Dokuz aylık süre, 30 Eylül 2026 tarihinden hesaplandığında 30 Haziran 2027 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihe kadar mevcut düzenleme yürürlükte kalmaya devam eder.

Ayrıca Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, tek başına yeni nafaka sürelerinin hangi ölçütlere göre belirleneceğini açıklayan ayrıntılı bir yasal düzen oluşturmaz. Bu konuda kanun koyucunun nasıl bir düzenleme yapacağı, kabul edilecek metne bağlıdır.

Mevcut nafaka kararları kendiliğinden sona erecek mi?

Anayasa Mahkemesinin kararı, mevcut nafaka kararlarının tamamının kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Nafaka yükümlülüğünün sona ermesi, azaltılması veya artırılması bakımından yürürlükteki mevzuat ve somut olayın koşulları önemini korur.

Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi, yoksulluk nafakasının sona ermesi veya değiştirilmesiyle ilgili çeşitli düzenlemeler içermektedir. Dolayısıyla nafaka yükümlüsü, yalnızca Anayasa Mahkemesinin iptal kararına dayanarak mevcut ödeme yükümlülüğünün kendiliğinden sona erdiği sonucuna varmamalıdır.

Yeni nafaka düzenlemesi nasıl olabilir?

Yasama organının yapacağı düzenleme; nafakanın süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evlilik süresi, kusur durumu, çalışma imkânları ve nafaka ihtiyacının devam edip etmediği gibi ölçütleri gündeme getirebilir. Ancak bunlar, kanun metni kesinleşmeden mevcut bir teklifin maddeleri olarak sunulmamalıdır.

Nafaka konusunda hukuki değerlendirme yapılırken şu ayrımlar özellikle önemlidir:

  • Yoksulluk nafakası: Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın koşulları çerçevesinde değerlendirilir.
  • Tedbir nafakası: Boşanma davası devam ederken geçici ihtiyaçlar bakımından gündeme gelebilir.
  • İştirak nafakası: Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katkıyla ilgilidir.

Bu nafaka türleri aynı hukuki temele dayanmadığından, yoksulluk nafakasına ilişkin iptal kararının diğer nafaka türlerini de kendiliğinden ortadan kaldırdığı söylenemez.

Kira tespit ve tahliye davaları

Kira uyuşmazlıkları, özellikle kira bedelinin belirlenmesi ve kiralananın tahliyesi süreçlerinin uzun sürmesi nedeniyle gündemi meşgul eden bir diğer başlıktır.

Kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde kira tespit ve tahliye davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılması ihtimali üzerinde durulmaktadır. Ancak belirli bir dava türünün dokuz ayda veya başka bir sabit süre içinde sonuçlanacağı yönündeki bir beklenti, açık bir kanun hükmü bulunmadıkça hukuki garanti olarak sunulamaz.

Kira uyuşmazlıklarında arabuluculuk şartı, dava şartları, sözleşme hükümleri, tahliye sebebi, tebligatlar ve deliller gibi unsurlar somut olayın seyrini etkiler. Yeni bir düzenleme yapılması hâlinde de mevcut kira sözleşmelerine ve devam eden davalara etkisi, kanunun yürürlük ve geçiş hükümleri incelenerek belirlenmelidir. Kiraya veren veya kiracı konumundaki kişilerin, yalnızca yeni paket beklentisine dayanarak tahliye sürecini başlatmaları, ödemeleri durdurmaları ya da mevcut haklarından vazgeçmeleri doğru bir yaklaşım değildir.

Avukatlık mesleği ve hukuki hizmetlerin etkinliği

Yargı sisteminin etkinliği; avukatların dosyalara erişimi, savunma faaliyetlerini zamanında yürütebilmesi ve yargılamaya etkili biçimde katılabilmesiyle de bağlantılıdır.

13. Yargı Paketi hakkında yapılan değerlendirmelerde avukatlık mesleği ve hukuki hizmetlere ilişkin olası değişiklikler de gündeme gelmektedir. Ancak hangi mesleki yetkilerin, usul kurallarının veya uygulamaların değişeceği, kesinleşmiş kanun metni üzerinden değerlendirilmelidir. Yargılamanın hızlandırılması hedefi, avukatların delil sunma ve hukuki dinlenilme süreçlerini etkisizleştirecek biçimde yorumlanmamalıdır. Etkili savunma, adil yargılanmanın temel unsurlarındandır.

13. Yargı Paketi’nde infaz düzenlemesi ve genel af olacak mı?

13. Yargı Paketi’ne ilişkin en hassas başlıklardan biri, ceza infaz sisteminde değişiklik yapılıp yapılmayacağıdır. Özellikle hükümlüler, tutuklular ve yakınları; denetimli serbestlik, koşullu salıverilme, cezaevinde geçirilecek süre ve olası bir af düzenlemesi hakkında bilgi aramaktadır.

5 Ekim 2026 tarihinde TBMM’de yapılan bir basın açıklamasında bir milletvekili, 13. Yargı Paketi’nin infaz düzenlemesini de içerecek biçimde Meclise gelmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu tür açıklamalar, infaz düzenlemesinin siyasi gündemde talep edildiğini gösterir; ancak tek başına infaz düzenlemesinin pakete alındığını kanıtlamaz.

Bu nedenle infaz ve af konusunda birbirinden farklı üç kavramı ayırmak gerekir.

Genel af

Genel af, suç ve cezalar bakımından kanunda öngörülen sonuçları doğuran ayrı bir hukuki kurumdur. Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca TBMM’nin genel veya özel af ilanına karar verebilmesi için üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu gerekir.

Genel af ihtimalinin basında tartışılması, bu yönde bir kanun teklifinin bulunduğu veya af çıkarılacağı anlamına gelmez. Böyle bir sonuca ulaşabilmek için resmî teklifin ve yasama sürecinin incelenmesi gerekir.

Özel af

Özel af, genel aftan farklı hukuki sonuçlara sahiptir. Bu nedenle kamuoyunda “af” şeklinde kullanılan her ifadenin aynı kapsamda değerlendirilmesi doğru değildir.

İnfaz düzenlemesi ve denetimli serbestlik

İnfaz hukukunda yapılacak bir değişiklik; kesinleşen cezanın ceza infaz kurumunda geçirilecek kısmını, koşullu salıverilme koşullarını veya denetimli serbestlikten yararlanma şartlarını etkileyebilir. Ancak her infaz değişikliği af değildir ve her hükümlüye aynı sonucu doğurmaz.

Bir kişinin olası bir infaz düzenlemesinden yararlanıp yararlanamayacağı değerlendirilirken en azından şu unsurlar incelenmelidir:

  • Hükmedilen suç ve uygulanan kanun maddeleri,
  • Suç tarihi ve kesinleşme durumu,
  • Hapis cezasının süresi,
  • Tutuklulukta veya hükümlülükte geçirilen süre,
  • Mahsup edilecek süreler,
  • Koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik bakımından geçerli kurallar,
  • Suç türüne özgü istisnalar,
  • Yeni kanunun geçiş hükümleri.

Bu unsurlar incelenmeden “paket çıkarsa herkes tahliye olacak” veya “belirli suçlardan hükümlüler kesinlikle yararlanacak” şeklinde genelleme yapılması hukuken güvenilir değildir.

Sonuç olarak, 13. Yargı Paketi’nde genel af veya belirli bir infaz indiriminin yer alacağı, resmî ve kesinleşmiş metin üzerinden doğrulanmadıkça kesin bilgi olarak sunulamaz.

Devam eden davalar yeni düzenlemeden nasıl etkilenecek?

Vatandaşların en çok merak ettiği konulardan biri de görülmekte olan davaların yeni düzenlemelerden etkilenip etkilenmeyeceğidir. Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Etki, değiştirilen kanun hükmüne ve düzenlemenin niteliğine göre belirlenir.

Usul hukukuna ilişkin değişiklikler

Davanın nasıl görüleceğini, duruşma usulünü, başvuru yöntemlerini veya yargılama işlemlerini düzenleyen hükümler usul hukukuyla ilgilidir. Bu tür değişikliklerin devam eden davalara uygulanıp uygulanmayacağı, ilgili kanunun yürürlük ve geçiş hükümleri ile usul hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde değerlendirilir. Bu nedenle yeni bir usul kuralı yürürlüğe girdiğinde bütün devam eden dosyaların aynı biçimde etkileneceği söylenemez.

Maddi hukuka ilişkin değişiklikler

Kişilerin hak ve yükümlülüklerini doğrudan değiştiren düzenlemeler maddi hukuk alanına girer. Bu düzenlemelerin geçmişteki olaylara veya devam eden hukuki ilişkilere uygulanması, ilgili kanunun içeriğine ve geçiş hükümlerine bağlıdır. Örneğin nafaka, kira veya aile hukukuna ilişkin yeni bir hükmün mevcut kararlara etkisi, yalnızca “yeni paket çıktı” denilerek belirlenemez. Hükmün hangi tarihten itibaren uygulanacağı ve mevcut kararlar için özel bir düzenleme bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Ceza hukukunda lehe kanun ilkesi

Ceza hukukunda Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesi özel önem taşır. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun arasında farklılık varsa, lehe kanunun belirlenmesi ve uygulanması gündeme gelebilir. Ancak ceza infazına ilişkin her değişiklik otomatik olarak bütün hükümlüler bakımından aynı sonucu doğurmaz. Değişikliğin niteliği, ilgili kanunun geçiş hükümleri ve suç türüne ilişkin özel düzenlemeler ayrıca incelenmelidir. Bu nedenle yeni bir düzenleme yayımlandığında, dosya somut olarak değerlendirilmeden tahliye tarihi veya infaz süresi hakkında kesin sonuç verilmemelidir.

Yargılamaların hızlandırılması vatandaş açısından ne ifade ediyor?

Yargılamaların makul sürede sonuçlanması, yalnızca mahkemelerin iş yükünün azaltılmasıyla ilgili değildir. Geciken adalet; alacakların tahsil edilememesi, ticari faaliyetlerin belirsizlik içinde kalması, aile uyuşmazlıklarının uzaması ve kişilerin hukuki durumlarını uzun süre öngörememesi gibi sonuçlar doğurabilir. Bu bakımdan reformların başarısı, davaların yalnızca daha hızlı sonuçlanmasıyla değil, aynı zamanda kararların gerekçeli, denetlenebilir ve hukuka uygun olmasıyla ölçülmelidir.

Uygulamada yargılamaların uzamasına yol açabilen başlıca etkenler şunlardır:

  1. Tebligat işlemlerindeki gecikmeler,
  2. Bilirkişi raporlarının zamanında hazırlanmaması,
  3. Eksik veya geç sunulan deliller,
  4. Mahkemelerin iş yükü ve uzmanlık ihtiyacı,
  5. Tanıkların dinlenmesi ve diğer delillerin toplanmasındaki güçlükler,
  6. Kanun yolu süreçleri ve kararların kesinleşmesi.

Yeni bir düzenleme bu sorunların bazılarını azaltabilir. Ancak etkisinin ne olacağı, hükümlerin nasıl kaleme alındığına ve uygulamada nasıl işletildiğine bağlıdır.

13. Yargı Paketi hakkında doğru bilinen yanlışlar

“Süresiz nafaka tamamen kaldırıldı.”
Bu ifade, iptal kararının yürürlük tarihini ve yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulup duyulmadığını göz ardı eder. İptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir; ayrıca mevcut nafaka kararlarının kendiliğinden sona erdiği sonucuna varılamaz.

“13. Yargı Paketi ile genel af kesin çıkacak.”
İnfaz veya af talebinin siyasi açıklamalarda yer alması, kesinleşmiş bir kanun hükmü değildir. Resmî teklif ve yasama süreci incelenmelidir.

“Yeni paket çıkınca bütün mahkûmlar tahliye olacak.”
İnfaz düzenlemesi yapılsa dahi kapsam; suç türü, ceza süresi, infaz durumu ve istisnalar üzerinden değerlendirilir. Herkes için aynı sonucu doğuracağı söylenemez.

“Kira ve boşanma davaları artık belirli bir sürede bitecek.”
Yargılamaları hızlandırma hedefi, her dosyanın belirli bir süre içinde sonuçlanacağına ilişkin bir garanti anlamına gelmez.

“Paketin Meclise geleceği açıklandıysa maddeleri de kesinleşmiştir.”
Bir düzenlemenin Meclise geleceğinin açıklanması, teklif metninin kabul edildiği veya yürürlüğe girdiği anlamına gelmez.

Kanunlaşma süreci neden takip edilmeli?

Bir yargı paketinin hukuki sonuç doğurabilmesi için yasama sürecinin izlenmesi gerekir. Genel hatlarıyla süreç; kanun teklifinin TBMM Başkanlığına sunulması, ilgili komisyonda görüşülmesi, komisyon raporunun hazırlanması, Genel Kurulda görüşülüp oylanması, kabul edilen kanunun Cumhurbaşkanınca yayımlanması ve yürürlük tarihinin gelmesi aşamalarından oluşur. Bu aşamalarda teklifin maddeleri değişebilir, bazı hükümler çıkarılabilir veya yeni hükümler eklenebilir. Bu nedenle ilk haberlerde yer alan taslak bilgiler ile nihai kanun metni arasında farklılık bulunması mümkündür.

Güncel durumu takip ederken şu kaynaklara öncelik verilmelidir:

  • TBMM: Kanun teklifleri, komisyon raporları ve Genel Kurul kayıtları.
  • Resmî Gazete: Kabul edilerek yayımlanan kanunlar ve yürürlük hükümleri.
  • Adalet Bakanlığı: Bakanlık açıklamaları ve reform çalışmalarına ilişkin resmî duyurular.
  • Anayasa Mahkemesi: İptal kararları, kararların yürürlük tarihleri ve norm denetimi duyuruları.

Haber siteleri gelişmeleri takip etmek açısından yararlı olsa da bir hükmün yürürlükte olup olmadığını belirlemek için resmî mevzuat ve yasama kayıtları esas alınmalıdır.

Vatandaşlar şu aşamada ne yapmalı?

13. Yargı Paketi hakkında çıkan haberler nedeniyle mevcut hukuki işlemleri ertelemek veya haklardan vazgeçmek, geri dönülemez ve riskli sonuçlar doğurabilir. Kişinin hukuki konumu, yürürlükteki mevzuata ve somut olaya göre değerlendirilmelidir.

  • Boşanma ve nafaka uyuşmazlıklarında: Mevcut mahkeme kararları, nafaka türü ve tarafların ekonomik koşulları incelenmelidir.
  • Kira uyuşmazlıklarında: Sözleşme, ödeme kayıtları, ihtarlar, arabuluculuk ve dava şartları dikkate alınmalıdır.
  • Ceza ve infaz dosyalarında: Kesinleşmiş karar, suç tarihi, ceza süresi ve infaz hesabı üzerinden somut değerlendirme yapılmalıdır.
  • Devam eden davalarda: Yeni bir hükmün uygulanıp uygulanmayacağı, yürürlük ve geçiş hükümlerine göre belirlenmelidir.

Bir düzenlemenin gelecekte değişiklik getirebileceği ihtimali, bugün yürürlükte olan yükümlülükleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Sonuç: Belirleyici olan beklentiler değil, yürürlüğe girecek hükümler

13. Yargı Paketi, yargılamaların hızlandırılması hedefi nedeniyle hukuk sisteminin önemli gündem maddelerinden biridir. Boşanma ve nafaka hukuku, kira uyuşmazlıkları, avukatlık mesleği ve ceza infaz sistemi hakkındaki beklentiler de kamuoyunun düzenlemeye olan ilgisini artırmaktadır. Bununla birlikte, bu başlıkların tamamının pakette yer alacağı veya aynı kapsamda yasalaşacağı kesin kabul edilmemelidir. Özellikle infaz ve af konusunda siyasi talepler ile resmî kanun teklifleri birbirinden ayrılmalıdır.

Nafaka konusunda ise ayrıca dikkat edilmesi gereken somut bir gelişme vardır: Anayasa Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresine ilişkin iptal kararı. Kararın ertelenmiş yürürlük tarihi ve sonrasında yapılabilecek yasal düzenleme, nafaka hukukunun geleceği bakımından önem taşımaktadır. Ancak bu kararın mevcut nafaka kararlarını kendiliğinden sona erdirdiği söylenemez.

Vatandaşlar açısından en doğru yaklaşım, 13. Yargı Paketi’ne ilişkin haberleri takip etmekle birlikte, kendi hukuki durumlarını kesinleşmemiş düzenlemelere göre değil, yürürlükteki mevzuata ve somut dosyalarına göre değerlendirmektir. Hukukçular açısından ise belirleyici olan, paketin nihai metninin yürürlük ve geçiş hükümleri ile mevcut dosyalara etkisiyle birlikte incelenmesidir.

Sık Sorulan Sorular

13. Yargı Paketi Meclise sunuldu mu?

26 Ekim 2026 itibarıyla 13. Yargı Paketi TBMM’ye kanun teklifi olarak sunulmamıştır. Adalet Bakanı, paketin ekim ayında Meclis gündemine geleceğini açıklamıştır; ancak teklif metni henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

Süresiz nafaka kaldırıldı mı?

Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmiştir. Ancak iptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir. Mevcut nafaka kararları bu kararla kendiliğinden sona ermez.

13. Yargı Paketi’nde genel af var mı?

Şu an için genel af öngören resmî bir kanun teklifi bulunmamaktadır. Genel af ilanı, Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca TBMM üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararını gerektirir.

13. Yargı Paketi devam eden davaları etkiler mi?

Etki, değiştirilen hükmün usul veya maddi hukuka ilişkin olmasına ve kanunun yürürlük ile geçiş hükümlerine göre belirlenir. Ceza dosyalarında ayrıca TCK m.7’deki lehe kanun ilkesi gözetilir.


Resmî kaynaklar

  1. Adalet Bakanlığı – Yargı paketi ve ekim ayı açıklaması
  2. Anayasa Mahkemesi – Yoksulluk nafakasına ilişkin iptal kararı
  3. TBMM – İnfaz düzenlemesine ilişkin basın açıklaması
  4. Adalet Bakanlığı – 12. Yargı Paketi’nin Resmî Gazete’de yayımlanması

İlgili makaleler


İletişim

ACY Hukuk ve Danışmanlık · 0 507 516 52 58